Bütünleşmek…

Kadın-erkek ilişkilerine dair deneyimler, hayatın geri kalan alanının da aynası gibidir.
Bunlardan bir tanesi de “ortaklık”larda ortaya çıkar.
Bir birliktelik doğru kurgulanmadığında, nasıl ki sonu “acı verici” olursa,
ortaklıklarda da bu geçerlidir.
“Biz bir elmanın iki yarısıyız” düşüncesiyle kurgulanmış bir ilişki ile
bütünleşmeden, birleşilen ortaklıkların ortak paydası, başarısızlıktır.
Evet… “bütünleşmek”
Çoğunlukla bütünleşme; birbirinde “erimek” olarak algılanır.
Birbirinde erimek; birbirinde “var olmaktır”.
Oysa “bütünleşmek”; birbirinde “var olmak” değil, “kendinde var olmaktır.”
Birbirlerinde eriyenlerin, kaçınılmaz olarak “yok olma” ihtimalleri yüksektir.
Acı olan ise; bu, birbirine “fayda” adı altında yapılır.
O yüzdendir ki; önce “bütünleşmek”, sonra “birleşmek” gerekir.
Bütünleşme; “birbirini olduğu gibi kabul ederek, “var etmeye”,
Bütünleşme; “birbirini değiştirmeye değil, geliştirmeye”,
Bütünleşme; “ele geçirmek” değil, “yan yana olmak” fikirleri ile olur.
Bunu şöyle formüle edebiliriz diye düşünüyorum;
Birleşme: 1+1 = 2 gibidir
Bütünleşme ise: 1 + 1 = (1 + 1) olarak sonsuza kadar bakabilmektir.
Belki mantık bunu böyle almak istemez, ancak böyle alabilmeyi denemek;
hem ilişkileri hem de ortaklıkları “yaşanılır” kılabilir.
Herkes, tahterevalliye binmiştir ya da ne olduğunu bilir.
Yatay bir taşıyıcının iki ucuna oturan insanlar, birbirlerini yukarı aşağı hareket ettirirler. Özellikle çocuklar için eğlencelidir.
İki taraftaki insanların, oyunun bir aşamasında “bir” olduğunu düşünün.
Oyun, ortadan kalkar…
Oyunsuz bir dünya, gaz maskesi ile gül koklamaya benzer…
Tabii ki isteyen öyle de koklayabilir.
Bir önceki yazı Tanıklık etmek…


