Göçlerin Düşündürdükleri…

Göçlerin Düşündürdükleri…

Yurt sözcüğü uzun zaman sonra tekrar kullanılmaya başladı. Yurt sözcüğünün yerine kullanılan ülke sözcüğü, yurdun şiirsel ruhunu hiç bir zaman taşımamıştı. “Yurt”, ait olduğumuz yerdir. Bu sözcüğün anlamı, bugün çok daha iyi anlaşılıyor…

“Göçmek”, “göç etmek”, “yer değiştirmek”, “başka diyarlara gitmek”, “mülteci olmak”… Son yıllarda tüm insanlığın gündemini oluşturan “göç” olgusu, bizi de derinden etkiliyor. Ve yurt dediğimiz yerin değerini yüreklerimize tekrar işliyor.

İnsanların yerlerinden yurtlarından edilmeleri, ait oldukları topraklardan koparılmaları büyük bir trajedi. İlginçtir ki bu zorunlu göçlerin oluşturduğu garip bir iklim oluştu ve “gitmenin” kolay söylendiği bir dönemi yaşıyoruz.

Oysa; kopmak kolay mıdır? Ait olduğumuz yerler, ait olduğumuz nesneler, ait olduğumuz hava, su, toprak… Sen bıraksan da onlar bırakmaz…

19. yy. İngiliz yazınının önemli isimlerinden biri olan George Eliot, bu konuyu ne güzel ifade eder. “Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizler daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz rahatlık gibisi yoktur.”

Evet… Ait olma duygusu çok değerlidir. Bize doğalmış gibi gelen birçok şeyi, insan kaybedince farkına varıyor.

Bütün bunları neden dile getiriyorum;

İş hayatında şirket içi davranışlar “ait olmak” ya da “ait olamamak” durumlarının en önemli göstergeleridir.

Ait hisseden insanlar; ne bir makamın, ne de nesne tutkusunun peşinde koşarlar. Sadece ve sadece orada olurlar ve işlerini düzgün yaparlar. Sorumlu ve yetkili olduklarını sonuna kadar hissederler.

Ait olunmayan, eğreti hissedilen yerlerde ise; “çok az şeye sahibim” duygusu ağır basar ve bu az sahip olunan “şey”lere tutku ile bağlanır ve paylaşmak istemez insan. Şirketlerde ait olmamayı yaşamak tam da bu noktada başlar.

“Bu nedenle bu insanlar küçük gruplar kurar ve grup dışındakilere karşı “saldırgan duvar”lar oluşturur.

Tıpkı hemşehri mahalleleri gibi…

Yaşadığımız yerleri içselleştirdiğimiz oranda, oralar da bize sahip çıkar… Ve yine ait olunan yer, ruhun parçası olur…

Sonra hiç beklemediğin ve sahiplenmeye ihtiyaç duyduğun bir zamanda farkına varırsın ki; sen onu bıraksan da, ait olduğun yer seni bırakmaz…

Bir önceki yazı İnadına…

Okumaya devam edin

İlgili yazılar

Tüm makaleler

Bize Düşen Görev…

Birçok ülkenin ve toplumun yüzyıllar süren zamanlarda görmediğini, yaşamadığını, biz ülkemizde birkaç on yıl içinde yaşadık, yaşıyoruz. Uçlarda yaşayan bir ülke resmi vermekten pek de uzak durmak istediğimiz söylenemez. Belki…

Devamını okuyun

Şiir Gibi Yaşamak…

Ömer Hayyam “Bir çöl rüzgarı ömrümüz. Akıp giden ırmak” der bir dizesinde. Hayyam’ın zamanına göre, daha da hızlı akan bugünün zamanı içinde, bir çöl rüzgarı ile bile karşılaştırılmayacak “bugünün hayatı”nı…

Devamını okuyun

Üretmek İçin Yürümek…

Tarih, büyük yürüyüşlere tanıklık etmiştir. İnanç adına yapılanlardan, yeni yurt aramalara, hak arayışlarından, su kaynaklarına ulaşmaya kadar çok değişik nedenlerle insanlar yürümüşlerdir. Bu yürüyüşlerin bir kısmı, sadece yürüyenlerin kaderini değiştirmekle…

Devamını okuyun