Kendini Yukarı Çekmek…

Odysseia’nın, “Ölüler Diyarı’na İniş”teki kahramanı Tantalos’a verilen ceza, Grek mitolojisinin en önemli epizotlarından biridir.
Tantalos, ebedi açlık ve susuzluğa mahkum edilir.
Beline kadar su içinde olmasına karşın, eğilip su içmek istediğinde su çekilir. Uzanıp üstteki dallardan meyve yemek istediğinde ise, dallar erişemeyeceği yüksekliğe çıkar. Bitmeyen bir cezadır bu…
Mitoloji, böyle sonsuza kadar uzanan ceza veya ödül hikayeleri ile doludur.
Hayat ise böyle midir acaba?
Hayat sanırım ödüllerin ve cezaların iç içe geçtiği bir gerçeklik olarak bizi de içinde barındırarak akar.
Yaşamda gözlemlediğim ise, birçok insanın “Tantalos” gibi, sonsuza kadar süren bir cezaya çarptırıldığı duygusuyla hayata baktıklarıdır.
Zira çoğu insan; “ödüllerin kazanıldığı”, “cezaların verildiği” bir dünya algısı ile yaşar.
Bu kendisini kurumlarda daha da belirgin olarak gösterir.
Terfi almayan her çalışan, “kendisinin değerinin bilinmediğini”, “yetki verilmiş olsaydı” nelere kadir olabileceğini dile getirir.
Oysa başarılı bir çalışan; yukarıdan çekilmeyi beklemek yerine, “kendini yukarı çekebilen”dir.
Bunun en önemli yöntemi ise, “kendisini boşa çıkarabilme” becerisini gösterebilmektir.
Çoğu insan, çalıştığı ortamda ‘boşa çıkmaktan’ ürker. Çünkü boşa çıktığında ‘işe yaramaz’ olacağını düşünür. Ancak “boşa çıkabilme”, iyi organize olmuş ortamların sonucudur.
Boşa çıkmış her çalışan, kendisini yukarı çekme potansiyeline sahip olur.
Tantalos, bir mitolojik kahraman olarak geçmiş zaman sandıklarından sanki bize şöyle sesleniyor;
Umutsuz olmak, teslim olmaktır. Ruhu teslim olmuş bütün ruhlar yeniktir…
Çağımızın Tantalosları; suyun çekilmesi ya da dalların yükselmesi ile uğraşmak yerine, bu ortamda “kendini yukarı çekebilmenin” koşullarını arayanlardır…
Bir önceki yazı Günü geldiğinde


