Keyfin veresiyesi olmaz!

İnsanlar giderek hayattan daha az keyif alıyorlar.
Yakın çevreme baktığımda, bunu daha fazla hissedebiliyorum. Eldeki insanlara yetmiyor. Ne kadar çok olursa olsun, “daha fazla”, “daha fazla” isteği, bir kurda dönüşüp içlerini yiyor.
İhtiyaçların çok ötesindeki talepler, dünyamızın geleceğine dair endişeleri de derinden arttırıyor. Kişisel egoların tatminleri, “kişisellik” sınırları içinde kalsa, sorun sadece kişisel olurdu. Oysa bu tavır toplu ruhsal hezeyanlara dönüşmüş durumda.
Son yüzyıla baktığımızda insanlığın yaşadığı krizlerin altında bu hezeyanların yattığı bir gerçek.
Toplumların sürüklendiği krizler, sadece bugünü değil, geleceği de etkiliyor. Biz kendi bedenlerimizi ve zihinlerimizi ipotek altına alabiliriz. Ancak gelecek kuşakların yaşamlarını ipotek altına almaya hakkımız var mı?
Veriler bize, insanların kazançlarından çok fazlasını harcadıklarını gösteriyor. Üstelik harcamalarının çoğu, gerekli olandan çok, yukarıda değinmeye çalıştığım, “daha fazla” olanın peşinden koşmaktan kaynaklanıyor. İhtiyaçlar ile gelirler arasında kurulacak bir denge, “keyif”li olanın karşılığı olabilir. Bu yüzdendir ki “keyif” zamana, mekana, insana göre göreceli özellikler taşır.
Değerli Hocam Doğan Cüceloğlu’nun kitabına da adını verdiği “…mış gibi yaşamak”, günümüzün en büyük problemine dönüşmüş durumda. Çoğu insan kendisinde olmayan ya da ait olmadığı bir yaşam da …mış gibi yaşıyor. Oysa krizler insana …mış gibi dokunmuyor. Açıkcası delip geçiyor…
Olanakları doğru değerlendirmek ve doğru planlamak, “insan aklı”nın rahatlıkla yapabileceği işlerdir. Hayatı her anlamda planlamak önemlidir.
Kendi hayatından çıkıp, başka hayatları yaşamayı düşleyenlerin ve bunun için büyük riskler altına girenlerin şunu unutmamaları gelecekleri açısından önemlidir; “keyfin veresiyesi olmaz”…
Bir önceki yazı “Bu kanıya nasıl vardınız?“


