Kozalak…

Bütün çocukların muhatap olduğu bir soru vardır;
“Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.”…
Nar ile tanışma genellikle böyle olmuştur.
Nar… gerçekten büyülü bir meyvedir.
Kozalak ise, hayatı boyunca böyle bir soru ürettirememiştir.
Çoğu çocuk çam kozalaklarının nasıl bir şey olduğunu bilmez bile şimdilerde.
Oysa doğanın inanılmaz çözümlemelerinden biridir kozalak ve insanın ürettiği birçok tasarımın da esin kaynağıdır.
Özellikle katlama sistemleri ve koruma yöntemleri konusunda kozalak, “esin” olma konusunda emsalsizdir.
Büyüme sürecinde bütün bir kütle olarak şekillenen kozalak, büyüdüğünde ise, içinde sakladığı fıstıkları, günü geldiğinde, gün ışığı ile tanıştırır…
Artık dünyanın en değerli yemişlerinden biri, “çam fıstığı” karşımızdadır.
Doğanın her bir parçası gerçekten inanılmazdır.
Bir kozalak, bize çok şey öğretir, “esin” kaynağımız olabilir…
Ona her dokunduğumuzda, “büyük sistem”i hissettirir.
20.yy. İspanya’sının önemli filozoflarından biri olan Ortega Gasset; insan, avcılıktan vazgeçtiğinde doğadan kopmuştur der.
İnsanın yaşamını sürdürmesi için bugün “av” yapmasına gerek yok. Ancak yaşamını sürdürebilmesi için “doğa” ile olan etkileşimini bir denge üzerine inşa etmesi gerekiyor.
Doğa bize ait değil, biz onun sadece parçasıyız.
Fabrikalar kurarız, binalar yaparız…
İnsanın ihtiyaçlarını karşılamak için bunların yapılması gerekir.
Ancak tüm bunları yaparken, bir “kozalak” dahi zarar görüyorsa, bir problem var demektir.
Üretim alanlarının içinde her dolaştığımızda, makineler hayranlık uyandırabilir.
Aynı hayranlığı, bir çam ağacının dalındaki kozalak karşısında da duyabiliyorsak, çocuklarımıza bırakacağımız bir dünyadan söz edebiliriz.
Bir çam kozalağına bakmak… Gökkuşağına dokunmak kadar güzel olabilir…
Bir önceki yazı Papatya Falı…


