Kariyer…

Sanıyorum ülkemizde son 30 yıl içinde en çok kullanılan sözcüklerin başında “kariyer” geliyor.
Bu durum, kaçınılmaz bir sonuç olarak da kabul edilebilir.
Özel sektörün gelişmesi, iş olanaklarının çeşitlenmesi ve beklentilerin artması ile birlikte, her çalışanın dilinden bu sözcük düşmüyor.
Geleneğinde; “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” gibi bir deyişin olduğu bir coğrafya da “kariyer yapmak istiyorum” isteği önemlidir.
Zira hakim bürokrasi geleneği, “istenmez, alınmaz, verilir…” üzerine kurulduğu için, ülkemizde “kariyer yapma”, kişinin kendi kaderini kendisinin belirleme isteğidir. Bu da bir düşünce ve davranış kırılması anlamına gelir.
Ancak bu yeni davranış biçimi, kendi “kültür ve ahlak” anlayışını oluşturamadığı için, şirketlerde sıkıntıları da beraberinde getiriyor.
Kariyer yapmak, bir iş alanında çalışarak elde edilen “başarı ve uzmanlık” yerine, “yükselmek” olarak algılanıyor.
Bunun sonucunda, iş ortamında samimi olmayan insan ilişkileri, her yolun mübah sayıldığı bir “yol alma” ortaya çıkıyor.
“Yükselme”ye odaklı bir insan için hayat, sadece “iş” olarak sınırlıdır.
Oysa hayat; parçalardan oluşan bir bütündür. Parçalardan birinde iyi olup, diğerlerinde kötü iseniz, hayat eksiktir.
Bir insan ailesi, sevdikleri ve çevresi ile ilişkileri kötü, doğaya sırtını dönmüş, ama “kariyeri” müthiş… Hiç anlamı yok bunun.
Önemli olan, hayatın bir bütün olduğunu algılamak ve ona göre davranmaktır.
Zaman geçip, geriye dönüp bakıldığında, Latince bir deyiş durumu iyi özetliyor…
Sub specie deternitatis
“Ebediyetin ışığı altında bakalım dünyaya,
neyin önemli olduğu kendiliğinden anlaşılır”.
Dönüp baktığımızda başarılarla dolu bir hayat mı? Yoksa altı doldurulamamış bir makam mı? Bunun cevabını bir tek kişinin kendisi verebilir.
Kartal, bırakıp kabuğu kırılsın diye kaplumbağayı yükselttikçe, kaplumbağa; “ne güzel yükseliyorum, ne güzel uçuyorum” dermiş…
Kariyer yapma isteği önemlidir, hayatın toplamında bir kariyerse…
Bir önceki yazı “Kapı”


